- Konu Yazar
- #1
Yapay zeka, mail ve bülten içeriklerinin hayatımıza girmesiyle, sanki her birimizin cebindeki akıllı telefonlar birer içerik yazarı olmuş gibi. Düşünsenize, akşam yemeğinde otururken, aniden aklınıza bir konu gelir ve telefonunuza yazmaya başlarsınız. İşte tam o anda yapay zeka devreye giriyor. "Hadi bakalım, senin için bir bülten yazalım!" diyor. Sadece birkaç tıklamayla, elinizde pırıl pırıl bir içerik oluyor. Ama bu içerik gerçekten bizden biri mi, yoksa bir robotun eseri mi?
Gözünüzde canlanması için, bir gün çok sevdiğiniz bir markanın bültenine abone oldunuz. İlk e-postayı açtığınızda, "Vay be!" dediniz, içerik o kadar akıcı ve samimi ki. Sonra düşündünüz, acaba bu yazıyı kim yazdı? Bir insan mı, yoksa algoritmaların bir araya gelmesiyle mi oluştu? Düşünseniz bile, bazen fark edemiyorsunuz bile. Yapay zeka, doğru verilerle beslenirse, insan gibi düşünebilir. Ama yine de bir yudum samimiyet, bir parça sıcaklık olmadan o bültenin içi boş kalıyor.
Günlük yaşamda kullandığımız diller, anlık duygu değişimleri, hatta bazen dil sürçmeleri bile yapay zekanın yazdığı içeriklerde eksik kalıyor. Bir mail, bir bülten ya da sosyal medya gönderisi, insana özgü bir dokunuş olmadan ne kadar etkileyici olabilir ki? İşte burada yapay zekanın sınırları başlıyor. "Hadi bir bülten yaz!" dediğinizde, eğer yapay zeka sadece verileri sıralıyorsa, içeriğin ruhu kayboluyor. Herkesin kullandığı o standart kalıplar... İçinde fırtınalar koparacak bir duygu yok.
Bir düşünün, bir bültenin okuyucusunu nasıl etkileyebiliriz? Şöyle bir anekdot yazalım: "Siz de sabah uyandığınızda güne başlarken, kahvenizi yudumlarken, birden aklınıza bir fikir geldi mi? İşte o an, düşüncelerinizi paylaşmak için bir mail yazmak istersiniz." Bu tür samimi ifadeler, okuyucunun dikkatini çeker. Yapay zeka ise böyle anekdotları henüz duygusallıkla harmanlayamıyor. Belki de biraz daha insan gibi düşünebilse...
Unutmayın ki, yapay zeka size içerik sunarken, asıl olan o içeriğin ne kadar içten olduğu. Yazı, bir sohbet havasında ilerleyebilmeli. "Biliyor musun, senin için bu konuyu araştırdım, işte buradalar..." demek, okuyucularla bir bağ kurmanın yolu. Ama yapay zeka bunu yapmaya çalışırken, bazen robotikleşiyor. O yüzden, biraz insan dokunuşu şart.
Neyse ki, yapay zeka her geçen gün gelişiyor ve belki bir gün, o samimiyeti de yakalayacak. Ama şimdilik, içeriklerimizi oluştururken, ona biraz da biz renk katmalıyız. Yani sonuçta, bir bülten ya da mail yazarken, insanın içindeki o sıcaklık ve samimiyet her zaman bir adım önde olmalı... Öyle değil mi?
Gözünüzde canlanması için, bir gün çok sevdiğiniz bir markanın bültenine abone oldunuz. İlk e-postayı açtığınızda, "Vay be!" dediniz, içerik o kadar akıcı ve samimi ki. Sonra düşündünüz, acaba bu yazıyı kim yazdı? Bir insan mı, yoksa algoritmaların bir araya gelmesiyle mi oluştu? Düşünseniz bile, bazen fark edemiyorsunuz bile. Yapay zeka, doğru verilerle beslenirse, insan gibi düşünebilir. Ama yine de bir yudum samimiyet, bir parça sıcaklık olmadan o bültenin içi boş kalıyor.
Günlük yaşamda kullandığımız diller, anlık duygu değişimleri, hatta bazen dil sürçmeleri bile yapay zekanın yazdığı içeriklerde eksik kalıyor. Bir mail, bir bülten ya da sosyal medya gönderisi, insana özgü bir dokunuş olmadan ne kadar etkileyici olabilir ki? İşte burada yapay zekanın sınırları başlıyor. "Hadi bir bülten yaz!" dediğinizde, eğer yapay zeka sadece verileri sıralıyorsa, içeriğin ruhu kayboluyor. Herkesin kullandığı o standart kalıplar... İçinde fırtınalar koparacak bir duygu yok.
Bir düşünün, bir bültenin okuyucusunu nasıl etkileyebiliriz? Şöyle bir anekdot yazalım: "Siz de sabah uyandığınızda güne başlarken, kahvenizi yudumlarken, birden aklınıza bir fikir geldi mi? İşte o an, düşüncelerinizi paylaşmak için bir mail yazmak istersiniz." Bu tür samimi ifadeler, okuyucunun dikkatini çeker. Yapay zeka ise böyle anekdotları henüz duygusallıkla harmanlayamıyor. Belki de biraz daha insan gibi düşünebilse...
Unutmayın ki, yapay zeka size içerik sunarken, asıl olan o içeriğin ne kadar içten olduğu. Yazı, bir sohbet havasında ilerleyebilmeli. "Biliyor musun, senin için bu konuyu araştırdım, işte buradalar..." demek, okuyucularla bir bağ kurmanın yolu. Ama yapay zeka bunu yapmaya çalışırken, bazen robotikleşiyor. O yüzden, biraz insan dokunuşu şart.
Neyse ki, yapay zeka her geçen gün gelişiyor ve belki bir gün, o samimiyeti de yakalayacak. Ama şimdilik, içeriklerimizi oluştururken, ona biraz da biz renk katmalıyız. Yani sonuçta, bir bülten ya da mail yazarken, insanın içindeki o sıcaklık ve samimiyet her zaman bir adım önde olmalı... Öyle değil mi?