- Konu Yazar
- #1
Düşünsenize, sabah kahvenizi yudumlarken birden aklınıza düşen o soru: Bugün yapay zeka medyayı ele geçirdi mi? Yani, sabah bültenlerinde sunucu yerine bir robot mu konuşuyor? Belki de bu, hayatımızın en büyük sorularından biri. Şu anki durumda, yapay zeka medya dünyasında adeta bir rüzgar gibi esiyor. Ama acaba gerçekten her şeyi ele geçirdi mi? Yoksa hâlâ insan dokunuşuna ihtiyaç duyan bir alan mı?
Gözlerinizi açtıktan sonra sosyal medya akışınıza göz attığınızda, karşınıza çıkan içeriklerin çoğunun bir algoritma tarafından üretildiğini fark ediyorsunuz. Duygusal derinlik, insani deneyimlerden uzak, soğuk bir dil… Hepsi birer yapay zeka ürünü. Ama bazen de şöyle bir an geliyor; bir video, bir tweet, ya da bir haber sizi gülümsetiyor, içten bir şekilde. İşte o an, insan faktörünün hala önemli olduğunu hatırlatıyor. Abartmıyorum, bazen bir yapay zeka haberi, insanın yüreğine dokunacak bir şey olabiliyor… Ama bu durum ne kadar sürdürülebilir?
Bir de son zamanlarda artan “deepfake” videoları var. Gerçeklik algımızı yerle bir eden bu görüntüler, insanları yanıltıyor, onları şüpheye düşürüyor. Hani derler ya, “göz var nizam var.” İşte bu nizam, yapay zekanın elinde şekil alıyor. Bir bakıyorsunuz, ünlü birinin sesi ve yüzüyle, aslında o kişinin söylemediği sözler havada uçuşuyor. “Vay be!” dedirtiyor insana ama aynı zamanda kaygılandırıyor. Gerçekten de kimseye güvenemediğimiz bir dünyaya mı sürükleniyoruz?
Yapay zeka, içerik üretiminde büyük bir kolaylık sağlasa da, özgünlük tartışması da cabası. Yani, bir makale yazılırken, bir yapay zekanın yarattığı metinle, bir insanın duygularını katarak yazdığı metin arasındaki farkı nasıl ölçersiniz? İşte burada, insan hikayeleri devreye giriyor. Çünkü her birimizin bir geçmişi, hatıraları ve deneyimleri var. Yapay zeka bunları taklit edebilir ama gerçek anlamda hissedemez. Gözlerinizin önünde canlanan anılar, işte o an, insanın ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor.
Bir de şu var, yapay zeka ile içerik üretimi bir yandan da medya evrimini hızlandırıyor. Daha önceleri ciddi bir araştırma ve analiz gerektiren haberler şimdi birkaç tıklama ile hazırlanabiliyor. Ama bu durum, haberciliğin kalitesini düşürüyor mu? Yoksa herkesin bilgiye ulaşmasını mı sağlıyor? İşte bu noktada, bir denge kurmak şart. Hani “abi, vallahi billahi” dedirten bir durum bu. Herkesin kolayca bilgiye ulaşması güzel ama doğru bilgiye ulaşması daha güzel…
Sonuç olarak, yapay zeka medya dünyasında giderek daha fazla yer kaplasa da, insan dokunuşunun asla kaybolmaması gerektiği gerçeğiyle karşı karşıyayız. Her ne kadar algoritmalar müthiş bir hızla içerik üretebiliyor olsa da, insanın yaratıcılığı ve duygusal derinliği, her zaman bir adım önde kalacak. Sonuçta, yapay zeka insanı taklit edebilir ama asla onun yerini tutamaz. Medya dünyasında bu dengeyi sağlamak, belki de hepimizin görevi…
Gözlerinizi açtıktan sonra sosyal medya akışınıza göz attığınızda, karşınıza çıkan içeriklerin çoğunun bir algoritma tarafından üretildiğini fark ediyorsunuz. Duygusal derinlik, insani deneyimlerden uzak, soğuk bir dil… Hepsi birer yapay zeka ürünü. Ama bazen de şöyle bir an geliyor; bir video, bir tweet, ya da bir haber sizi gülümsetiyor, içten bir şekilde. İşte o an, insan faktörünün hala önemli olduğunu hatırlatıyor. Abartmıyorum, bazen bir yapay zeka haberi, insanın yüreğine dokunacak bir şey olabiliyor… Ama bu durum ne kadar sürdürülebilir?
Bir de son zamanlarda artan “deepfake” videoları var. Gerçeklik algımızı yerle bir eden bu görüntüler, insanları yanıltıyor, onları şüpheye düşürüyor. Hani derler ya, “göz var nizam var.” İşte bu nizam, yapay zekanın elinde şekil alıyor. Bir bakıyorsunuz, ünlü birinin sesi ve yüzüyle, aslında o kişinin söylemediği sözler havada uçuşuyor. “Vay be!” dedirtiyor insana ama aynı zamanda kaygılandırıyor. Gerçekten de kimseye güvenemediğimiz bir dünyaya mı sürükleniyoruz?
Yapay zeka, içerik üretiminde büyük bir kolaylık sağlasa da, özgünlük tartışması da cabası. Yani, bir makale yazılırken, bir yapay zekanın yarattığı metinle, bir insanın duygularını katarak yazdığı metin arasındaki farkı nasıl ölçersiniz? İşte burada, insan hikayeleri devreye giriyor. Çünkü her birimizin bir geçmişi, hatıraları ve deneyimleri var. Yapay zeka bunları taklit edebilir ama gerçek anlamda hissedemez. Gözlerinizin önünde canlanan anılar, işte o an, insanın ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor.
Bir de şu var, yapay zeka ile içerik üretimi bir yandan da medya evrimini hızlandırıyor. Daha önceleri ciddi bir araştırma ve analiz gerektiren haberler şimdi birkaç tıklama ile hazırlanabiliyor. Ama bu durum, haberciliğin kalitesini düşürüyor mu? Yoksa herkesin bilgiye ulaşmasını mı sağlıyor? İşte bu noktada, bir denge kurmak şart. Hani “abi, vallahi billahi” dedirten bir durum bu. Herkesin kolayca bilgiye ulaşması güzel ama doğru bilgiye ulaşması daha güzel…
Sonuç olarak, yapay zeka medya dünyasında giderek daha fazla yer kaplasa da, insan dokunuşunun asla kaybolmaması gerektiği gerçeğiyle karşı karşıyayız. Her ne kadar algoritmalar müthiş bir hızla içerik üretebiliyor olsa da, insanın yaratıcılığı ve duygusal derinliği, her zaman bir adım önde kalacak. Sonuçta, yapay zeka insanı taklit edebilir ama asla onun yerini tutamaz. Medya dünyasında bu dengeyi sağlamak, belki de hepimizin görevi…