- Konu Yazar
- #1
Gözlerinizi kapatın ve bir an için sosyal medyada kaybolduğunuzu hayal edin. O an, parmaklarınızın ucuyla kaydırdığınız o sonsuz akışın içinde, bir şeylerin değiştiğini hissediyorsunuz. Sizi saran o tuhaf duygunun kaynağı ne? Belki de o anki hissiyatınızın arkasında AI’nin derinlemesine işlediği algoritmalar yatıyor. Her bir kaydırma, her bir beğeni, o küçük kutucuklarda hayat bulan birer veri. Ama şimdi durum farklı; bu algoritmalar, daha önce hiç olmadığı kadar zeki ve öngörülebilir hale geldi. Yani, sosyal medya kullanımımızı etkilemekte.
Bir sabah, kahvaltı masasında otururken, arkadaşım Elif’in sosyal medyada paylaştığı bir gönderi dikkatimi çekti. “Yine aynı şeyler, neden bu kadar sıkıcı?” diye düşündüm. Ama sonra aklıma geldi; bu gönderi, tam da Elif’in en çok etkileşim alan paylaşımlarına göre şekillenmişti. O an fark ettim ki, AI bu platformlarda neyi nasıl göstermesi gerektiğini öğrenmiş ve bizlere sunuyordu. Düşündüm; bu sadece Elif’in tercihi değil, aslında hepimizin maruz kaldığı bir durum. Algoritmalar, bizi tanıyor… Bunu hissedebiliyor muyuz?
Öğle vakti, iş yerinde bir arkadaşım, Twitter’da gördüğü bir haberi paylaşırken “Bu haber neden bu kadar çok kişi tarafından beğenildi?” diye sordu. Yüzünde bir şaşkınlık vardı. Cevabım ise belki de onun için oldukça basitti: “Çünkü AI, popüler olanı belirleyip onu öne çıkarıyor.” Sosyal medya algoritmaları, kullanıcıların ilgisini çekecek içerikleri önceliklendiriyor. Böylece, belki de istemeden de olsa, bize en çok hitap eden içeriklerle karşılaşıyoruz. Ama bu, ne kadar gerçek? Yoksa sadece bir yanılsama mı?
Akşam eve dönerken, parmaklarım telefonumun ekranında kayarken, “Beni bu kadar etkileyen ne?” diye düşündüm. Hangi gönderi, hangi tweet, neden kalbimde bir şeyler uyandırıyordu? Sonra fark ettim; bu, AI’nin işleyişinin bir yansımasıydı. Algoritmalar, sadece istatistiklerden ibaret değil. Onlar, duygusal bir bağ kurmanın yollarını arıyor. Bazen o kadar iyi çalışıyorlar ki, kendimizi bir film izler gibi hissediyoruz. Ama bu senaryonun içinde ne kadar özgürüz?
Bir gün, bir video izlerken, algoritmanın beni nasıl yönlendirdiğini düşündüm. O kadar çok içerik var ki, hangi biri doğru, hangisi yanlı? Bazen bir şey izlemeye başlıyorum, ardından kendimi başka bir dünyada buluyorum. Ve o an, “Acaba beni buraya kim getirdi?” sorusu aklıma düşüyor. İşte tam bu noktada, AI’nin rolü devreye giriyor. Sosyal medya algoritmaları, hangi içeriklerin dikkatinizi çekeceğini tahmin ederek, sizi adeta bir labirentte yönlendiriyor. Ama labirentin çıkışı gerçekten var mı?
Son olarak, belki de en önemlisi, sosyal medyanın hayatımızdaki yerini sorgulamak. Bazen durup düşünmüyor muyuz? “Bu paylaşımlar, bana kim olduğumu hatırlatıyor mu?” diye. Algoritmaların etkisiyle, kendimizi bulmak ya da kaybetmek arasında gidip geliyoruz. Yani, AI’nin sosyal medya üzerindeki etkisi, sadece bir algoritma meselesi değil. Bu, bizlerin kimliğini, duygularını ve seçimlerini şekillendiren bir süreç. Belki de en önemlisi, bu süreçte kendi sesimizi bulmak ve onu duyurmak. Unutmayalım, sosyal medya dünyası çok renkli, ama bizim gerçekliğimiz, o renklerin ardında gizli...
Bir sabah, kahvaltı masasında otururken, arkadaşım Elif’in sosyal medyada paylaştığı bir gönderi dikkatimi çekti. “Yine aynı şeyler, neden bu kadar sıkıcı?” diye düşündüm. Ama sonra aklıma geldi; bu gönderi, tam da Elif’in en çok etkileşim alan paylaşımlarına göre şekillenmişti. O an fark ettim ki, AI bu platformlarda neyi nasıl göstermesi gerektiğini öğrenmiş ve bizlere sunuyordu. Düşündüm; bu sadece Elif’in tercihi değil, aslında hepimizin maruz kaldığı bir durum. Algoritmalar, bizi tanıyor… Bunu hissedebiliyor muyuz?
Öğle vakti, iş yerinde bir arkadaşım, Twitter’da gördüğü bir haberi paylaşırken “Bu haber neden bu kadar çok kişi tarafından beğenildi?” diye sordu. Yüzünde bir şaşkınlık vardı. Cevabım ise belki de onun için oldukça basitti: “Çünkü AI, popüler olanı belirleyip onu öne çıkarıyor.” Sosyal medya algoritmaları, kullanıcıların ilgisini çekecek içerikleri önceliklendiriyor. Böylece, belki de istemeden de olsa, bize en çok hitap eden içeriklerle karşılaşıyoruz. Ama bu, ne kadar gerçek? Yoksa sadece bir yanılsama mı?
Akşam eve dönerken, parmaklarım telefonumun ekranında kayarken, “Beni bu kadar etkileyen ne?” diye düşündüm. Hangi gönderi, hangi tweet, neden kalbimde bir şeyler uyandırıyordu? Sonra fark ettim; bu, AI’nin işleyişinin bir yansımasıydı. Algoritmalar, sadece istatistiklerden ibaret değil. Onlar, duygusal bir bağ kurmanın yollarını arıyor. Bazen o kadar iyi çalışıyorlar ki, kendimizi bir film izler gibi hissediyoruz. Ama bu senaryonun içinde ne kadar özgürüz?
Bir gün, bir video izlerken, algoritmanın beni nasıl yönlendirdiğini düşündüm. O kadar çok içerik var ki, hangi biri doğru, hangisi yanlı? Bazen bir şey izlemeye başlıyorum, ardından kendimi başka bir dünyada buluyorum. Ve o an, “Acaba beni buraya kim getirdi?” sorusu aklıma düşüyor. İşte tam bu noktada, AI’nin rolü devreye giriyor. Sosyal medya algoritmaları, hangi içeriklerin dikkatinizi çekeceğini tahmin ederek, sizi adeta bir labirentte yönlendiriyor. Ama labirentin çıkışı gerçekten var mı?
Son olarak, belki de en önemlisi, sosyal medyanın hayatımızdaki yerini sorgulamak. Bazen durup düşünmüyor muyuz? “Bu paylaşımlar, bana kim olduğumu hatırlatıyor mu?” diye. Algoritmaların etkisiyle, kendimizi bulmak ya da kaybetmek arasında gidip geliyoruz. Yani, AI’nin sosyal medya üzerindeki etkisi, sadece bir algoritma meselesi değil. Bu, bizlerin kimliğini, duygularını ve seçimlerini şekillendiren bir süreç. Belki de en önemlisi, bu süreçte kendi sesimizi bulmak ve onu duyurmak. Unutmayalım, sosyal medya dünyası çok renkli, ama bizim gerçekliğimiz, o renklerin ardında gizli...