Her şey bir gün bir sohbet sırasında başladı. Bir arkadaşım, yazdığı metinlerin nasıl daha etkili olabileceğini merak ettiğini söyledi. O an aklıma geldi, aslında prompt yapısının ne kadar önemli olduğu. Yazılı içerik oluştururken düşündüğümüzden çok daha fazlasını içeren bir yapı var. Yani, bir şeyler yazarken gerçekten neleri göz önünde bulundurmalıyız? İşte burada devreye giriyor o ünlü "prompt yapısı". Herkesin göz ardı ettiği ama içerik üretiminde vazgeçilmez olan unsurlar var.
Bir yazının temeli, doğru sorular sormakla başlar. Hani bazen bir resme bakarız, ama o resmin arkasındaki hikayeyi merak ederiz ya, işte içerik de tam olarak böyle. Yazarken, okuyucunun zihninde bir resim çizmeye çalışmalısınız. Şimdi soruyorum, bu resmi çizerken hangi renkleri kullanacaksınız? Hangi detaylara odaklanacaksınız? Unutmayın, okuyucunun aklında kalacak bir yazı için bu soruları kendinize sormak şart.
Bir başka önemli nokta, akışın doğal olması. Yazarken, kelimelerin dans etmesi gerek. Yani, bir cümle diğerini beslemeli, aralarındaki ilişkiyi güçlendirmeli. Mesela, sıkıcı bir şekilde “bu böyle” demek yerine, “gözlerinizi kapatın ve düşünün…” demek, okuyucuyu daha fazla içine çeker. Gerçekten de bazen bir cümle, bir hikaye anlatır gibi olmalı. Bu yaklaşım, okuyucunun metne olan ilgisini artırır. Vallahi, bazen küçük bir dokunuş bile her şeyi değiştirebilir.
Bir yazının alt yapısında, duygu katmayı asla unutmamalıyız. Okuyucu metni okurken, o duyguları hissetmeli. Mesela, bir deneyimden bahsediyorsanız, o anı tekrar yaşatmalısınız. “O an, kalbim küt küt atıyordu” gibi ifadeler, okuyucunun zihninde canlanır. Bu tür detaylar, metninizi sadece bilgi vermekten öteye taşır. Yani, metinlerinizde duygulara yer vermek, onları daha canlı hale getirir.
Son olarak, her zaman bir kapanış yapmayı düşünün. Okuyucuya bırakacağınız son bir düşünce, bir çağrıda bulunmak, yazınızın etkisini artırır. Mesela, “şimdi siz de kendi hikayenizi yazmaya ne dersiniz?” gibi bir cümle, onları harekete geçirebilir. Unutmayın, yazdığınız her şey, okuyucunun aklında bir iz bırakmalı. Her metin, bir yolculuk ve her yolculukta bir hedef olmalı…
Bir yazının temeli, doğru sorular sormakla başlar. Hani bazen bir resme bakarız, ama o resmin arkasındaki hikayeyi merak ederiz ya, işte içerik de tam olarak böyle. Yazarken, okuyucunun zihninde bir resim çizmeye çalışmalısınız. Şimdi soruyorum, bu resmi çizerken hangi renkleri kullanacaksınız? Hangi detaylara odaklanacaksınız? Unutmayın, okuyucunun aklında kalacak bir yazı için bu soruları kendinize sormak şart.
Bir başka önemli nokta, akışın doğal olması. Yazarken, kelimelerin dans etmesi gerek. Yani, bir cümle diğerini beslemeli, aralarındaki ilişkiyi güçlendirmeli. Mesela, sıkıcı bir şekilde “bu böyle” demek yerine, “gözlerinizi kapatın ve düşünün…” demek, okuyucuyu daha fazla içine çeker. Gerçekten de bazen bir cümle, bir hikaye anlatır gibi olmalı. Bu yaklaşım, okuyucunun metne olan ilgisini artırır. Vallahi, bazen küçük bir dokunuş bile her şeyi değiştirebilir.
Bir yazının alt yapısında, duygu katmayı asla unutmamalıyız. Okuyucu metni okurken, o duyguları hissetmeli. Mesela, bir deneyimden bahsediyorsanız, o anı tekrar yaşatmalısınız. “O an, kalbim küt küt atıyordu” gibi ifadeler, okuyucunun zihninde canlanır. Bu tür detaylar, metninizi sadece bilgi vermekten öteye taşır. Yani, metinlerinizde duygulara yer vermek, onları daha canlı hale getirir.
Son olarak, her zaman bir kapanış yapmayı düşünün. Okuyucuya bırakacağınız son bir düşünce, bir çağrıda bulunmak, yazınızın etkisini artırır. Mesela, “şimdi siz de kendi hikayenizi yazmaya ne dersiniz?” gibi bir cümle, onları harekete geçirebilir. Unutmayın, yazdığınız her şey, okuyucunun aklında bir iz bırakmalı. Her metin, bir yolculuk ve her yolculukta bir hedef olmalı…