- Konu Yazar
- #1
AI blog içeriklerinde insan dokunuşunu eklemek, bence en önemli unsurlardan biri. Yazının ruhunu hissettirmek, bir insanın kaleminden çıkmış gibi hissettirmek, okuyucularla bağ kurmanın temelidir. Bir metin yazarken, okuyucunun o satırlarda kendisini bulabilmesi gerek…
Düşünsenize, yapay zeka bir metin yazıyor ama içinde bir sıcaklık yok. O zaman ne olur? Okuyucu o metni okurken sıkılır, sıkılır… Hemen kapatır. İnsanların duygularını anlamak, onları yakalamak ve bir hikaye anlatmak önemli. Yani, yazarken sadece kelimeleri sıralamak yeterli değil.
Kendi anılarımı eklemek, deneyimlerimden bahsetmek, metne derinlik katıyor. Okuyucu, yazarın dünyasına adım attığında farklı bir hissiyat yaşıyor. “Ah, bu adam da benim gibi hissediyor” diyor... O an bir bağ oluşuyor.
Sorusuz, cevapsız bırakmamak gerek. Okuyucuya, “Sen de bunu düşündün mü?” demek, onları düşünmeye sevk etmek harika bir şey. Bir soruyla başlayıp, onların hayal gücünü harekete geçirmek. Kimi zaman bir anekdot, kimi zaman bir hikaye…
Duygulara yer vermek şart. Yazdığınız metinde bir gülümseme ya da bir hüzün yaratmak mümkün. Örneğin, bir anı paylaşmak, bir deneyim anlatmak. “Geçen yaz deniz kenarında yaşadığım o anı hatırlıyor musun?” gibi… Bu, okuyucunun zihninde bir resim çizer.
Kısa ve öz olmak her zaman işe yarar. Bazen bir cümle yeter ama bazen de bir paragrafa ihtiyaç duyarız. O yüzden, çeşitlilik şart. Kısa, vurucu cümleler ve biraz daha uzun, duygusal anlatımlar arasında gidip gelmek, metni canlı tutar.
Unutmayalım, içtenlik her şeydir. Samimiyetle yazılmış bir metin, okuyucuyu hemen sarar. “Vay be, bu yazar benim gibi düşünüyor” dedirtir. O yüzden, her kelimeyi özenle seçmekte fayda var.
Son olarak, insan dokunuşunu eklemek için sadece yazmak yetmez. Okuyucuyla bir diyalog kurmak, onların duygularına hitap etmek de gerek. Bilinçli bir şekilde, ama doğal bir akışla… Sonuçta hepimiz insanız ve bu dünyada yalnız değiliz.
Düşünsenize, yapay zeka bir metin yazıyor ama içinde bir sıcaklık yok. O zaman ne olur? Okuyucu o metni okurken sıkılır, sıkılır… Hemen kapatır. İnsanların duygularını anlamak, onları yakalamak ve bir hikaye anlatmak önemli. Yani, yazarken sadece kelimeleri sıralamak yeterli değil.
Kendi anılarımı eklemek, deneyimlerimden bahsetmek, metne derinlik katıyor. Okuyucu, yazarın dünyasına adım attığında farklı bir hissiyat yaşıyor. “Ah, bu adam da benim gibi hissediyor” diyor... O an bir bağ oluşuyor.
Sorusuz, cevapsız bırakmamak gerek. Okuyucuya, “Sen de bunu düşündün mü?” demek, onları düşünmeye sevk etmek harika bir şey. Bir soruyla başlayıp, onların hayal gücünü harekete geçirmek. Kimi zaman bir anekdot, kimi zaman bir hikaye…
Duygulara yer vermek şart. Yazdığınız metinde bir gülümseme ya da bir hüzün yaratmak mümkün. Örneğin, bir anı paylaşmak, bir deneyim anlatmak. “Geçen yaz deniz kenarında yaşadığım o anı hatırlıyor musun?” gibi… Bu, okuyucunun zihninde bir resim çizer.
Kısa ve öz olmak her zaman işe yarar. Bazen bir cümle yeter ama bazen de bir paragrafa ihtiyaç duyarız. O yüzden, çeşitlilik şart. Kısa, vurucu cümleler ve biraz daha uzun, duygusal anlatımlar arasında gidip gelmek, metni canlı tutar.
Unutmayalım, içtenlik her şeydir. Samimiyetle yazılmış bir metin, okuyucuyu hemen sarar. “Vay be, bu yazar benim gibi düşünüyor” dedirtir. O yüzden, her kelimeyi özenle seçmekte fayda var.
Son olarak, insan dokunuşunu eklemek için sadece yazmak yetmez. Okuyucuyla bir diyalog kurmak, onların duygularına hitap etmek de gerek. Bilinçli bir şekilde, ama doğal bir akışla… Sonuçta hepimiz insanız ve bu dünyada yalnız değiliz.