- Konu Yazar
- #1
İçerik üretimi yaparken karşılaştığımız en büyük sorunlardan biri, sürekli bir şeyler üretmek zorunda hissetmektir. Yani, bir türlü durup nefes alamamak... Hani bazen düşünürsün, “Bu kadar içerik üreterek ne kazanıyorum?” diye. İşte burada devreye giren bazı teknikler var. Bu teknikler sayesinde kendimi daha verimli hissetmeye başladım. Belki sen de denemek istersin.
Birincisi, zaman bloklama tekniği. Tamam, belki kulağa biraz sıkıcı geliyor ama gerçekten işe yarıyor. Gününü belirli zaman dilimlerine ayırmak, ne yapacağını bilmek ve o süre zarfında sadece o işe odaklanmak... Bunu denediğimde, aklımda sürekli dolaşan düşüncelerden kurtulmayı başardım. Mesela, sabah saatlerini sadece yazmaya ayırdım. O an başka bir şey düşünmedim, sadece yazdım. Belki de en önemli şey, yazarken kendimi kaybetmek...
Bir de şu var, akışkan yazım. Yani, düşüncelerini hemen kağıda dökmek... İlk aklına gelen her şeyi yazmak. Hani bazen insanın kafasında bir düşünce oluşur, hemen onu yakalamak lazım. Kendi kendime “Yaz, yaz, yaz!” diye bağırdığım zamanlar oldu. İnan bana, bu teknikle ortaya çıkan içerikler, daha samimi ve doğal oluyor. Ama dikkat et, bu yazılanları sonra düzenlemek şart. Yoksa ortalık bir karmaşaya dönüşebilir...
Kendine bir yazım rutini oluşturmak da önemli. Her gün aynı saatte yazmaya başlamak, sana bir disiplin kazandırır. Bir gün 15 dakika, bir gün 2 saat... Bu süreler değişebilir. Ama o saatte, o masada olmak… Yani, yazmak için kendine bir alan yaratmak. Bunu yaptığında, beyin otomatik olarak o saatte üretime geçiyor. Yani, yazmak için kendini zorlamıyorsun, o saatte zaten yazmaya başlıyorsun. Harika değil mi?
Bir başka teknik de, ilham kaynaklarını çeşitlendirmek. Sadece tek bir alanda takılı kalma. Farklı konularda okumalar yap, farklı bakış açıları edin. Bazen bir makale okuduğumda, içimde bir kıvılcım yanar. O an o konu üzerine yazmak isterim. Hani derler ya, “Her şeyden bir şey öğrenebilirsin.” İşte bu da öyle bir şey. Belki de seni başka bir yola yönlendirecek bir cümle bulabilirsin.
Ayrıca, yazarken kendine sıkı kurallar koyma. Yani, “Şu kadar kelime yazmalıyım, şu kadar sayfa doldurmalıyım” gibi şeyler... Bu, seni strese sokar. Yazmak, bir tür özgürlük olmalı. Bazen 100 kelimelik bir yazı, bazen 500 kelimelik bir yazı... Bu işin keyfini çıkarmak lazım. Zaten o zaman içinden geleni yazıyorsun, doğal bir akış oluyor.
Bir de, geri bildirim almak... Yani, başkalarına yazdığın içerikleri okutmak. Bu, sana yeni bir perspektif kazandırabilir. Bazen farkında bile olmadan eksik bıraktığın noktaları başkaları görebilir. İnan bana, bu sürecin içinde başka bir gözle bakmak çok değerli. Hiç beklemediğin bir öneri, belki de seni bambaşka bir yere götürebilir.
Son olarak, kendine zaman ayırmayı unutma. Yani, bazen durup nefes almak, yürüyüşe çıkmak... Bütün bu tekniklerden en önemlisi belki de bu. Kendine mola vermek, ilhamın yeniden doğmasını sağlıyor. Unutma, verimlilik sadece üretimle değil, aynı zamanda dinlenme ile de ilgilidir. Bazen durmak, ileri gitmekten daha iyidir...
Birincisi, zaman bloklama tekniği. Tamam, belki kulağa biraz sıkıcı geliyor ama gerçekten işe yarıyor. Gününü belirli zaman dilimlerine ayırmak, ne yapacağını bilmek ve o süre zarfında sadece o işe odaklanmak... Bunu denediğimde, aklımda sürekli dolaşan düşüncelerden kurtulmayı başardım. Mesela, sabah saatlerini sadece yazmaya ayırdım. O an başka bir şey düşünmedim, sadece yazdım. Belki de en önemli şey, yazarken kendimi kaybetmek...
Bir de şu var, akışkan yazım. Yani, düşüncelerini hemen kağıda dökmek... İlk aklına gelen her şeyi yazmak. Hani bazen insanın kafasında bir düşünce oluşur, hemen onu yakalamak lazım. Kendi kendime “Yaz, yaz, yaz!” diye bağırdığım zamanlar oldu. İnan bana, bu teknikle ortaya çıkan içerikler, daha samimi ve doğal oluyor. Ama dikkat et, bu yazılanları sonra düzenlemek şart. Yoksa ortalık bir karmaşaya dönüşebilir...
Kendine bir yazım rutini oluşturmak da önemli. Her gün aynı saatte yazmaya başlamak, sana bir disiplin kazandırır. Bir gün 15 dakika, bir gün 2 saat... Bu süreler değişebilir. Ama o saatte, o masada olmak… Yani, yazmak için kendine bir alan yaratmak. Bunu yaptığında, beyin otomatik olarak o saatte üretime geçiyor. Yani, yazmak için kendini zorlamıyorsun, o saatte zaten yazmaya başlıyorsun. Harika değil mi?
Bir başka teknik de, ilham kaynaklarını çeşitlendirmek. Sadece tek bir alanda takılı kalma. Farklı konularda okumalar yap, farklı bakış açıları edin. Bazen bir makale okuduğumda, içimde bir kıvılcım yanar. O an o konu üzerine yazmak isterim. Hani derler ya, “Her şeyden bir şey öğrenebilirsin.” İşte bu da öyle bir şey. Belki de seni başka bir yola yönlendirecek bir cümle bulabilirsin.
Ayrıca, yazarken kendine sıkı kurallar koyma. Yani, “Şu kadar kelime yazmalıyım, şu kadar sayfa doldurmalıyım” gibi şeyler... Bu, seni strese sokar. Yazmak, bir tür özgürlük olmalı. Bazen 100 kelimelik bir yazı, bazen 500 kelimelik bir yazı... Bu işin keyfini çıkarmak lazım. Zaten o zaman içinden geleni yazıyorsun, doğal bir akış oluyor.
Bir de, geri bildirim almak... Yani, başkalarına yazdığın içerikleri okutmak. Bu, sana yeni bir perspektif kazandırabilir. Bazen farkında bile olmadan eksik bıraktığın noktaları başkaları görebilir. İnan bana, bu sürecin içinde başka bir gözle bakmak çok değerli. Hiç beklemediğin bir öneri, belki de seni bambaşka bir yere götürebilir.
Son olarak, kendine zaman ayırmayı unutma. Yani, bazen durup nefes almak, yürüyüşe çıkmak... Bütün bu tekniklerden en önemlisi belki de bu. Kendine mola vermek, ilhamın yeniden doğmasını sağlıyor. Unutma, verimlilik sadece üretimle değil, aynı zamanda dinlenme ile de ilgilidir. Bazen durmak, ileri gitmekten daha iyidir...